PAZAR PAZAR CANIMI SIKANLAR…
Tarih: 10:23, Pazar, Mart 22, 2009
Pazar (22/03/2009) günü Hürriyet Gazetesinde okuduğum bir haber üzerine(-ki aşağıda tam metninin bulacaksınız); ansiklopedik bir çalışma yaptım ve aşağıdaki objektif bilgileri derledim. Sonrada tüm insanlığın binlerce yıldan beri neden Yahudilerden nefret ettiğini sizin yorumlarınıza bıraktım. Umarım sabırla okursunuz.
ANTİSEMİTİZM
Antisemitizm terimi Yahudilere karşı önyargılı olma, onlara karşı düşmanlık besleme anlamına gelir. Nazi Almanya’sı ve 1933–1945 yıllarındaki işbirlikçileri tarafından, Avrupalı Yahudilerin devlet eliyle kaynak sağlanarak zulme tabi tutulması ve katliamı yani Holokost, tarihte antisemitizme verilecek en uç örnektir. 1879’da, Alman gazeteci Wilhelm Marr Yahudilere karşı duyulan nefreti ve on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda genelde Yahudilerle ilişkilendirilen çeşitli liberal, kozmopolit ve uluslararası siyasi eğilimi işaret ederek, antisemitizm sözünü ortaya attı. Saldırıya maruz kalan eğilimler arasında eşit medenî haklar, anayasal demokrasi, serbest ticaret, sosyalizm, finans kapitalizmi ve barışçılık vardı.
Ancak Yahudilere karşı duyulan belirgin nefret, modern çağdan ve antisemitizm sözcüğünün ortaya atılmasından öncelere dayanır. Pogromlar (özellikle Yahudilere karşı girişilen katliamlar), Yahudilere karşı başlatılan ve genellikle hükümet yetkilileri tarafından teşvik edilen şiddet içeren kalkışmalar, antisemitizmin tarih boyunca ortaya çıkan genel yansımaları arasındadır. Çoğunlukla katliamlar, Yahudilerin ayinler için Hıristiyan çocukların kanlarını kullandığı yolundaki asılsız iddialar yani kan iftirası ile alevlendi.
Modern çağda ise, antisemitistler nefret etmekten oluşan ideolojilerine bir de siyasi boyut eklediler. On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde Almanya, Fransa ve Avustralya’da Yahudi karşıtı siyasi partiler kuruldu. Protocols of the Elders of Zion (Siyon Liderlerinin Protokolleri) gibi yayınların basılması uluslararası Yahudi komplosunun gerçek dışı teorilerini ortaya çıkarmasına yol açmış ya da bu teorileri desteklemiştir. Siyasi antisemitizmin bir bileşeni de milliyetçilikti. Milliyetçilik taraftarları genelde Yahudileri vatan hainleri olarak suçlandı.
On dokuzuncu yüzyılda, Yahudi maneviyatının Almanlığa düşman olduğu görüşünü savunan Alman düşünürleri, bilginleri ve sanatçıları tarafından ortaya atılan, yabancı düşmanı “völkisch hareketi”(halk ya da halkların hareketi) Yahudi kavramını “Alman-olmayan” şeklinde nitelemiştir. Irk antropolojisi teorisyenleri, sahte ve bilimsel olmayan kanıtlarla bu görüşü destekledi. 1919’da kurulan ve Adolf Hitler tarafından yönetilen Nazi partisi, ırkçı teorilere siyasi bir ifade kazandırdı. Nazi partisi kısmen Yahudi karşıtı propagandanın yayılmasını sağlayarak halk arasında popülerlik kazandı. Milyonlarca kişi Hitler’in Yahudilerin Almanya’dan çıkarılması çağrısında bulunan Mein Kampf (Kavgam) isimli kitabını aldı.
1933’te Nazilerin iktidara gelmesiyle, parti Yahudi karşıtı ekonomik boykotlar yapılması, herkesin gözü önünde kitap yakılması emrini verdi ve ayrımcı Yahudi karşıtı yasaları kabul etti. 1935’te, Nuremberg Yasaları ırkçı bir yaklaşımla Yahudileri taşıdıkları “kana” göre tanımladı ve “Ari ırk” ve “Ari olmayan ırk” ayrımı yapılması emrini verdi. Bu vesile ile ırkçı hiyerarşi de yasallaştırılmış oldu. 9 Kasım 1938 gecesi, Almanya ve Avustralya'nın her yerinde Naziler sinagogları ve Yahudi dükkânlarının camlarını yerle bir etti (günümüzde bu olay Kristal Gece Katliamı ya da Kırık Camlar Gecesi olarak bilinir.) Söz konusu olay soykırımın Nazi antisemitizminin tek odak noktası hâline geleceği yıkım dönemine geçişin başlangıcı oldu.
SİYONİZM
Siyonizm Yahudilerin akımıdır. Siyonizm, amacı Filistin'de milli unsurlardan oluşan bir Yahudi devleti kurmak ve bu devleti desteklemek olan milliyetçi Yahudi hareketidir. Siyonizm 1897Basel Konferansı'yla teşkilatlanmaya başlayan bir oluşumdur.
Siyonizm sözcüğü, Kudüs yakınlarındaki Sion Dağı'ndan gelir. Bugün Sion Kudüs'ü ve Yahudilerin inandığı Vadedilmiş Toprakları sembolize etmekte ve 19. yy.'ın son çeyreğinde henüz milli unsurlardan oluşmuş bir devleti olmayan Yahudilerin, Filistin'de bir Yahudi devleti (İsrail) kurma isteği üzerine doğmuş bir ideolojik ve politik hareketi tanımlamaktadır.
Filistin'de ilk Yahudi yerleşimleri, Theodor Herzl'in 1897'de ilk Siyonist Kongre'yi toplamasından sonra başlamıştır.Theodor Herzl, dönemin Sultanı II. Abdülhamid'e Kont Nevlinski (bir Leh soylusu, II. Abdülhamit'in şahsi dostu) aracılığıyla Filistin'e özerklik ve Musevi ikametliği ister. Buna karşılık şu taahhütlerde bulunur:
Osmanlı Devleti’nin 33 milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödeyelim.
İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın Frank’a mal olacak deniz filosu yaptıralım.
Devletin mali durumunu canlandırmak için 35 milyon altın lira faizsiz borç verelim.
Ancak, II. Abdülhamit teklifi kabul etmez ve şu yanıtı verir:
"...Bu meselede (Theodor Herzl) ikinci bir adım daha atmasın. Ben bir karış toprağı dahi satmam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmıştır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz..."
Siyonist Yahudiler, Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti döneminde Filistin'de arzuladıkları devleti kuramamışlardır. Birinci Dünya Savaşı neticesinde Filistin, İngiltere'nin hâkimiyeti altına girmiştir.
2 Kasım 1917'de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour'un yayınladığı Balfour Deklerasyonu ile Yahudilere Filistin'de toprak verme sözü verilmiştir. Bunun üzerine Filistin'deki Yahudi yerleşimcilerin sayısı hızla artmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman lider Adolf Hitler'in komutasında gerçekleşen Yahudi Soykırımı neticesinde Siyonist Yahudiler, bağımsız bir Yahudi vatanı için uluslararası camianın kesin desteğini elde etmiştir. Bu arada Filistin'de artan Yahudi nüfus ile yerleşik Müslüman Arap nüfus arasında gerilim gün geçtikçe artmaya başlamıştır. Bunun üzerine, 1948'de Birleşmiş Milletler yaşanan sorunları çözmek için Filistin topraklarını bölerek, İsrail devletinin kurulmasını kabul etmiştir. Hemen akabinde çıkan Arap-İsrail savaşı sonucunda İsrail galip gelmiş, sahip olduğu toprakları daha da genişletmiştir. Bu savaşta kaybeden tarafta yer alan Filistinlilerden binlercesi İsrail devleti tarafından sürülerek mülteci konumuna düşmüştür.
Siyasi Siyonizm, milliyetçilik akımlarının hızla yayıldığı 19. yüzyıl Avrupası'nda, Theodore Herzl'in önderliğinde ortaya çıktı. Avusturyalı bir gazeteci olan Yahudi Theodor Herzl, 1896'da yazdığı The Jewish State (Yahudi Devleti) isimli bir kitapta Siyonizm'in kuruluşunu anlatmış. 1897'de I. Siyonist Kongre ile Dünya Siyonist Teşkilâtı kurulmuştur. Kongre ile 1897'ye kadar Yahudilerin, Filistin'de toplanması ve Yahudi devleti kurulması bir fikir iken, 1897'de hedef haline getirilmiştir. Hareketin önderliğini yapan Yahudilerin çoğu dindar değildi; Yahudi toplumunu din eksenine göre değil, millet eksenine göre yaratmayı hedefliyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışının ardından Siyonist hareket, ana hedefi olan Yahudileri Filistin'e yerleştirme projesini hızla hayata geçirdi. II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin soykırımına maruz kalan Yahudilerin de Siyonistler tarafından büyük kafileler halinde Filistin'e götürülmesi ile birlikte, Yahudi vatanını kurulmuş oldu.
Siyonist ideoloji Yahudileri bir vatanda toplamayı ve bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı hedeflerken, dini değerlerden ziyade ulusal değerleri ön plana çıkarmaktaydı. Siyonistlere göre, Yahudiler yalnızca ayrı bir dini topluluk değil, ayrı bir ulus, ayrı bir ırktı ve bu ırka mensup tüm insanların tek bir çatı altında toplanması gerekiyordu. Bu çatının neresi olacağı sorusuna da Siyonistler dini değil, din dışı bir cevap aramışlar ve önce Uganda'yı düşünmüşlerdir. Tarihe "Uganda Planı" olarak geçen proje işlememiş ve Siyonist hareket hedef olarak Filistin'de karar kılmıştır. Ancak Filistin'e önem vermelerinin nedeni, bu bölgenin dini anlamı değil, "Yahudi ulusunun tarihsel vatanı" oluşuydu.
Türkiye'de Yahudilik
Türkiye'de Yahudilik tarihi çok eskiye dayanan bir mevcudiyettir. Türk Yahudileri, Türkiye'de yaşayan başlıca gayrimüslim cemaatlerden biridir.
T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın verilerine göre günümüzde Türkiye'de yaşayan Yahudilerin sayısı 25.000 civarındadır. Türk Yahudilerinin yaklaşık 22.000'i İstanbul'da, 2.000'i İzmir'de ve geri kalan kısmı da Ankara ve Adana'da yaşamaktadır. Bu Yahudi topluluğunun %96 kadarı Sefarad kökenli olup, %4'ü oluşturan Aşkenaz Museviler'in sayısı 1.000 civarındadır. Çok az da olsa Karaim mezhebine bağlı Musevi İstanbul'da yaşamaktadır.Ladino dili (Judeo-İspanyolca) 65 yaş üzeri kişiler tarafından konuşulur, 65 yaşın altındaki Museviler tarafından anlaşılsa bile artık konuşulamamaktadır. Ladino ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Halen İstanbul’da 19 sinagog hizmettedir ve en eskisi 1992 yılında 500. Yıl Vakfı tarafından restore edilen ve İstanbul’un fethinden beri devamlı hizmet veren Balat Ahrida Sinagogu’dur. En büyük ve başlıca sinagog ise ünlü Neve Şalom Sinagogu'dur. Bir süredir artık hizmette olmayan 17. yüzyıldan kalma Karaköy’deki Zülfaris Sinagogu ise 500. Yıl Vakfı tarafından Türk Yahudilerinin bu vatanda 500 yıllık geçmişlerinin tarihçe özetini, beraber huzurlu ve devamlı yaşamlarını ve etkileşmeyi dünya kamuoyuna sunmak amacı ile Türk Yahudileri Müzesi olarak düzenlenmiş ve Kasım 2001 tarihinde 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi adıyla hizmete girmiştir.
İstanbul'da ikişer ve İzmir’de birer hastanesi, çok sayıda vakıf, hayır ve yardım kurumları, İstanbul Ulus’ta bir ilk ve ortaöğretim kompleksi bulunan Ulus Özel Musevi Lisesi, toplumunun 1543 yılında başlayan uzun ve parlak bir Türk-Yahudi basını (5.000 tirajlı Şalom gazetesi gibi) geçmişi mevcuttur. Ayrıca Gözlem Kitap adında büyük bir yayınevi vardır.
Türk Yahudileri %99,9’u Müslüman olan 73 milyonluk bir nüfus bünyesinde tam bir eşitlik ve özgürlük içinde yaşamaktadır. Aralarında değişik üniversitelerde görevli çok sayıda öğretim üyeleri, ticaret-sanayi ve serbest mesleklerin her dalında ün yapmış işadamları, yazarlar, tarihçiler, sanatçılar ve basın mensupları da bulunmaktadır.
İbrani kökenli Sefarad ve Aşkenaz Musevileri dışında, bir de Türk kökenli Museviler de vardır. Bunlar sayıca az da olsa, ırk bakımından İbranilerin dışında başka bir ırkın giremeyeceği bu dine inanmaları bakımından önemlidir. Hazar İmparatorluğu'nun bu dini benimsemesinden sonra Hazar ve Karaim Türkleri arasında yayılmıştır. Ülkemizde de çok küçük bir Karaim Musevileri vardır. Onun dışında Kırım, Dağıstan ve Doğu Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde de Türk kökenli Musevi topluluklar vardır.
Aynı zamanda, Roma dönemlerinden de kalma Romanyotolarak bilinen Yahudiler de bulunmakta; fakat 500 yıl önce II. Beyazıt zamanında gelen Yahudilerle karıştıkları için Yahudilerin genel olarak 500 yıl önce geldiği söylenir.
Hürriyet Gazetesinin Haberi (22/03/2009)
Bir taşla iki kuş
İsrail ordusunda eğitimini tamamlayan birliklere dağıtılan tişörtler tartışılıyor. Gazze operasyonunun ardından askerlerce tasarlanıp komutanların da onayını alan asker tişörtlerinde, ordunun daha önce yasakladığı Arap karşıtı sloganlar yazılı.
iSRAİL başkenti Tel Aviv’de bulunan Adiv tekstil fabrikasında, İsrail ordusunda görevli askerlerin siparişi olan tişörtler basılıyor. Haaretz’in haberine göre, türünün en büyük örneği olan fabrikadaki siparişler, farklı birliklere göre sınıflandırılıyor. Tişörtlerin üzerine basılacak resimleri, karikatürleri ve yazıları her birlikte görevli askerler tasarlıyorlar. Her ay 1000 farklı tasarım basılıyor. Tişörtler, bölük veya müfreze komutanından izin alındıktan sonra, eğitimlerini tamamlayan askerlere düşük bir fiyat karşılığında dağıtılıyor. İsrailli askerler orduda spor yaparken, kendi birliklerinin armasını da taşıyan bu tişörtleri giyiyorlar.
Bu tişörtlerin Filistinlilere karşı şiddet ve saldırganlığı teşvik eden içeriklere sahip olması bugünlerde tartışılıyor. İsrail ordusu, "Tişörtler askerlerin kendi girişimiyle basıldı. Tasarımlar ordumuzun değerlerine uygun değil ve tek kelimeyle tatsız. Bu tür bir mizah kabul edilemez" açıklamasını yaptı. Fakat eski bir İsrail askeri olan barış gönüllüsü Michael Maniken, "Ordu, içinde birkaç çürük elma olduğundan sürekli bahsediyor, ama bu tişörtler genel bir sorun olduğunun kanıtı" dedi.
Kafasına sıkmadan gevşeme
Birliklerin en çok tercih ettiği tişörtler şöyle:
n Golan Tugayı: Etrafta bakire kalmazsa, terör saldırıları da biter. (Filistinli bir kadına tecavüz eden İsrailli asker resmiyle)
n Lavi Taburu: Geldik, gördük, yok ettik (üstündeki resimde, yıkık bir cami görülüyor).
n Haruv Taburu: Kafasına sıkmadan gevşeme. Her Arap anası, oğlunun kaderinin benim ellerimde olduğunu bilsin (İsrail ordusu bu iki sloganı daha önce yasaklamıştı).
n İstihkamcılar: Yalnız Tanrı affeder (İsrail askeri tarafından havaya uçurulan bir cami resmi var).
n Diğer: Prezervatif kullansa daha iyi olurdu (Tişörtteki resimde, Filistinli bir anne, vurularak öldürülen bebeğinin yanında ağlıyor).